14:02
TED2013

Rose George: Let's talk crap. Seriously.

Rose George: Pis şeylerden bahsedelim. Gerçekten pis şeylerden.

Filmed:

2013 yılındayız; ancak dünyada 2.5 milyar insan temel steril tuvaletten yoksun. Tuvalet yoksa tuvaletinizi nereye yaparsınız? Sokağa, büyük bir ihtimalle su ve yiyecek kaynaklarınıza yakın bir yere, kirlenmenin yol açtığı sayısız ölüm ve hastalık vakalarına davetiye çıkarma pahasına. Gazeteci Rose George'un bir zamanlar konuşulması tabu olan mesele hakkındaki bu cesur, eğlenceli ve etkili konuşmasına kulak verin.

- Curious journalist
Rose George looks deeply into topics that are unseen but fundamental, whether that's sewers or latrines or massive container ships or pirate hostages or menstrual hygiene. Full bio

Let's talk dirty.
Biraz da ayıp şeylerden bahsedelim.
00:12
A few years ago, oddly enough,
Birkaç yıl önce, tuhaftır,
00:16
I needed the bathroom,
tuvalete gitmem gerekti.
00:19
and I found one, a public bathroom,
Umumi bir tuvalet buldum,
00:22
and I went into the stall,
kabine girdim ve
00:25
and I prepared to do what I'd done most of my life:
her zaman yaptığım şeyi yapacaktım:
00:27
use the toilet, flush the toilet, forget about the toilet.
tuvaleti kullanacak, sifonu çekecek ve unutup gidecektim.
00:31
And for some reason that day, instead,
Ama o gün her nedense
00:35
I asked myself a question,
kendime bir soru sordum.
00:37
and it was, where does this stuff go?
O da şuydu: Bu şey nereye gidiyor?
00:39
And with that question, I found myself plunged
Ve bu soruyla beraber dalıp gittim ve kendimi
00:43
into the world of sanitation --
sağlık koruma hizmetlerinde buldum --
00:47
there's more coming -- (Laughter) —
dahası var -- (Gülüşmeler) -
00:51
sanitation, toilets and poop,
sağlık koruma hizmetleri, tuvaletler ve kaka
00:53
and I have yet to emerge.
ve henüz yüzeye çıkabilmiş değilim;
00:57
And that's because it's such an enraging,
çünkü burası insanın içine eden bir yer
01:00
yet engaging place to be.
fakat bir o kadar da içine çeken.
01:03
To go back to that toilet,
O tuvalete dönecek olursak,
01:06
it wasn't a particularly fancy toilet,
özelliği olan bir tuvalet değildi,
01:09
it wasn't as nice as this one
Dünya Tuvalet Örgütü'ne (DTÖ) ait
01:12
from the World Toilet Organization.
bu tuvalet kadar iyi görünmüyordu.
01:13
That's the other WTO. (Laughter)
Dünya Ticaret Örgütü'ne değil. (Gülüşmeler)
01:16
But it had a lockable door, it had privacy, it had water,
Yine de kilitlenebilir bir kapısı, özel alanı, suyu vardı,
01:21
it had soap so I could wash my hands,
ellerimi yıkayabileceğim sabun da vardı,
01:24
and I did because I'm a woman, and we do that.
ellerimi yıkadım; çünkü biz kadınlar ellerimizi yıkarız.
01:27
(Laughter) (Applause)
(Gülüşmeler) (Alkış)
01:30
But that day, when I asked that question,
Ama o gün, o soruyu sorduğum anda
01:35
I learned something, and that was that I'd grown up thinking
bir şey keşfettim: böylesi bir tuvaletin
01:38
that a toilet like that was my right,
benim hakkım olduğuna inanarak yetiştiğimi.
01:40
when in fact it's a privilege.
Oysa, aslında bu bir ayrıcalıktı.
01:43
2.5 billion people worldwide have no adequate toilet.
Dünyada 2.5 milyar insan donanımlı bir tuvaletten yoksun.
01:46
They don't have a bucket or a box.
Kova ya da kutuları yok.
01:51
Forty percent of the world with no adequate toilet.
Dünyanın yüzde kırkı donanımlı bir tuvaletten yoksun.
01:55
And they have to do what this little boy is doing
Bu kişiler, Mumbai Havalimanı ekspres yolu kenarında
01:59
by the side of the Mumbai Airport expressway,
bu çocuğun yaptığı şeyi yapmak zorunda kalıyorlar.
02:02
which is called open defecation,
Buna "açık alanda tuvaletini yapmak" ya da
02:05
or poo-pooing in the open.
"açık alanda kakasını yapmak" deniyor.
02:07
And he does that every day,
Ve o bunu her gün yapıyor.
02:11
and every day, probably, that guy in the picture
Fotoğraftaki bu adam da büyük bir ihtimalle her seferinde
02:13
walks on by,
yanından yürüyüp gidiyor;
02:15
because he sees that little boy, but he doesn't see him.
çünkü çocuğu görmesine rağmen onu görmüyor.
02:17
But he should, because the problem
Fakat aslında görmeli, çünkü etrafa saçılmış
02:21
with all that poop lying around
bunca dışkının yarattığı bir sıkıntı var:
02:23
is that poop carries passengers.
içinde barındırdığı yolcular.
02:25
Fifty communicable diseases like to travel in human shit.
Bulaşıcı hastalıklardan ellisi, insan dışkısıyla taşınıyor.
02:28
All those things, the eggs, the cysts,
Bütün o yumurtalar, kistler, bakteriler,
02:32
the bacteria, the viruses, all those can travel
virüsler... Hepsi bir gram insan dışkısı içinde
02:35
in one gram of human feces.
bir yerden bir yere taşınabilirler.
02:38
How? Well, that little boy will not have washed his hands.
Nasıl mı? Az önceki çocuk ellerini yıkamış olamaz
02:41
He's barefoot. He'll run back into his house,
ve ayakları çıplak. Evine gidip, içtiği suyu,
02:45
and he will contaminate his drinking water and his food
yiyeceklerini ve elbette içinde bulunduğu
02:47
and his environment
çevreyi kirletecek
02:51
with whatever diseases he may be carrying
el ve ayaklarındaki
02:52
by fecal particles that are on his fingers and feet.
dışkı kalıntılarından kaptığı hastalıklar yüzünden.
02:55
In what I call the flushed-and-plumbed world
Sifonlu-tesisatlı dünya olarak adlandırdığım dünyada-
03:00
that most of us in this room are lucky to live in,
ki bu salondaki çoğu kişi böyle bir dünyada yaşama ayrıcalığına sahip-
03:03
the most common symptoms associated with those diseases,
bu hastalıkların en yaygın semptomu olan
03:05
diarrhea, is now a bit of a joke.
"diyare" şaka gibi kalıyor.
03:08
It's the runs, the Hershey squirts, the squits.
İshal olmak, motoru bozmak...
03:11
Where I come from, we call it Delhi belly,
Benim geldiğim yerde "Delhi göbeği" olarak biliniyor;
03:15
as a legacy of empire.
"imparatorluk mirası".
03:17
But if you search for a stock photo of diarrhea
Tanınmış bir foto görüntü ajansının arşivinde
03:19
in a leading photo image agency,
ishalle ilgili görselleri aratacak olursanız
03:23
this is the picture that you come up with.
karşınıza çıkan fotoğraf bu.
03:26
(Laughter)
(Gülüşmeler)
03:28
Still not sure about the bikini.
"Bikiniden hala emin değilim".
03:30
And here's another image of diarrhea.
İshalle ilgili bir başka görsel:
03:35
This is Marie Saylee, nine months old.
Marie Saylee, dokuz aylık.
03:37
You can't see her, because she's buried
Onu göremezsiniz; çünkü Liber'yada
03:41
under that green grass in a little village in Liberia,
küçük bir köydeki bu yeşil alana gömülü.
03:42
because she died in three days from diarrhea --
Üç yıl önce diyareden
03:46
the Hershey squirts, the runs, a joke.
-ishalden, şakadan öldü.
03:49
And that's her dad.
Bu da onun babası.
03:53
But she wasn't alone that day,
Ama o gün Marie yalnız değildi,
03:55
because 4,000 other children died of diarrhea,
4,000 çocuk daha ishalden öldü,
03:57
and they do every day.
ve ölmeye devam ediyor.
04:01
Diarrhea is the second biggest killer of children worldwide,
İshal, dünya genelinde çocuk ölümleri arasında en büyük ikinci neden.
04:03
and you've probably been asked to care about things
Şimdiye kadar HIV/AIDS, Tüberküloz veya kızamık gibi
04:08
like HIV/AIDS or T.B. or measles,
hastalıkları ihmal etmemeniz gerektiğini duymuşsunuzdur.
04:11
but diarrhea kills more children
Ancak ishal,
04:14
than all those three things put together.
bu üç hastalığın toplamından daha fazla çocuğun ölümüne yol açıyor.
04:16
It's a very potent weapon of mass destruction.
Gerçekten de çok etkili bir kitle imha silahı.
04:19
And the cost to the world is immense:
Bu durumun dünyaya maliyeti ise muazzam:
04:24
260 billion dollars lost every year
yetersiz sağlık koruma hizmetlerinin yol açtığı
04:27
on the losses to poor sanitation.
zararın bedeli her yıl 260 milyar dolar.
04:29
These are cholera beds in Haiti.
Bunlar, Haiti'deki kolera yatakları.
04:32
You'll have heard of cholera, but we don't hear about diarrhea.
Koleradan kesinlikle haberimiz olurdu; ancak ishalden haberimiz olmuyor.
04:34
It gets a fraction of the attention and funding
Diğer hastalıklara gösterilen ilginin ve ayrılan paranın
04:37
given to any of those other diseases.
yok denecek kadar azını görüyor.
04:40
But we know how to fix this.
Yine de bu sorunu nasıl çözeceğimizi biliyoruz.
04:43
We know, because in the mid-19th century,
Biliyoruz; çünkü 19. yüzyılın yarısında,
04:46
wonderful Victorian engineers
Viktorya döneminde yaşamış başarılı mühendisler
04:49
installed systems of sewers and wastewater treatment
kanalizasyon, atık su arıtım ve sifonlu tuvalet sistemi kurdular
04:52
and the flush toilet, and disease dropped dramatically.
ve bu sayede hastalık vakaları büyük ölçüde azaldı.
04:54
Child mortality dropped by the most
Çocuk ölümleri tarihin en düşük
04:59
it had ever dropped in history.
seviyelerine geriledi.
05:01
The flush toilet was voted the best medical advance
Sifonlu tuvalet, İngiliz Tıp Dergisi okuyucuları tarafından
05:03
of the last 200 years by the readers of the British Medical Journal,
son 200 yılın en önemli tıbbi gelişimi olarak seçildi,
05:06
and they were choosing over the Pill, anesthesia,
hap, anestezi ve cerrahiyi
05:09
and surgery.
geride bırakarak.
05:12
It's a wonderful waste disposal device.
Mükemmel bir atık bertaraf tesisatı.
05:14
But I think that it's so good — it doesn't smell,
Bence harika. Kokusunu duymuyoruz,
05:16
we can put it in our house, we can lock it behind a door —
evimize koyabiliyoruz ve üstüne kapımızı kapatabiliyoruz.
05:20
and I think we've locked it out of conversation too.
Günlük konuşmalarımızın kapılarını da bu konuya kapatıyoruz.
05:23
We don't have a neutral word for it.
Bu durumu tam olarak ifade eden bir sözcüğümüz yok.
05:26
Poop's not particularly adequate.
Kaka, tam olarak karşılamıyor.
05:27
Shit offends people. Feces is too medical.
Bok, insanı rahatsız ediyor. Dışkı, aşırı tıbbi kalıyor.
05:29
Because I can't explain otherwise,
Başka türlü açıklayamıyorum,
05:33
when I look at the figures, what's going on.
istatistiksel verilere ve konunun özüne baktığımda.
05:36
We know how to solve diarrhea and sanitation,
İshal ve sağlık koruma sorununu nasıl çözeceğimizi biliyoruz;
05:39
but if you look at the budgets of countries,
fakat gelişmiş ya da gelişmekte olan
05:42
developing and developed,
ülkelerin bütçelerine bakarsanız,
05:44
you'll think there's something wrong with the math,
hesaplamada bir hata olduğunu düşünebilirsiniz;
05:46
because you'll expect absurdities like
çünkü şöyle tuhaflıklarla karşılaşacaksınız:
05:49
Pakistan spending 47 times more on its military
Pakistan'da her yıl 150.000 çocuk ishalden öldüğü halde,
05:52
than it does on water and sanitation,
orduya harcanan paranın,
05:55
even though 150,000 children die of diarrhea
su ve sağlık koruma hizmetlerine harcanan paradan
05:57
in Pakistan every year.
47 kat fazla olduğu gibi tuhaflıklar...
06:00
But then you look at that already minuscule
Sonra yine su ve sağlık koruma hizmetlerine
06:02
water and sanitation budget,
ayrılan minicik bütçeye bakıyorsunuz
06:04
and 75 to 90 percent of it will go on clean water supply,
ve yüzde 75 ila 90'ının temiz su kaynağına ayrıldığını görüyorsunuz,
06:06
which is great; we all need water.
ki bu harika; hepimiz suya muhtacız.
06:09
No one's going to refuse clean water.
Kimse temiz suya hayır demez.
06:11
But the humble latrine, or flush toilet,
Ancak, hela ya da sifonlu tuvaletler, hastalıkları
06:13
reduces disease by twice as much
sadece temiz su kaynağı kullanmaya göre
06:16
as just putting in clean water.
iki kat fazla azaltıyor.
06:19
Think about it. That little boy
Bir düşünün. Koşarak evine giden
06:21
who's running back into his house,
bir küçük çocuğu düşünün.
06:22
he may have a nice, clean fresh water supply,
Onun da düzgün ve temiz su kaynağı olabilir,
06:24
but he's got dirty hands that he's going to contaminate his water supply with.
ama elleri kirli ve bu ellerle kendi su kaynağını da kirletecek.
06:26
And I think that the real waste of human waste
Bence asıl israf, bir kaynak ve inanılmaz bir kalkınma
06:31
is that we are wasting it as a resource
tetikleyicisi olarak insan atığını
06:34
and as an incredible trigger for development,
boşa harcamamızdır.
06:37
because these are a few things that toilets
Tuvaletlerin ve kakanın sadece kendisinin bile
06:41
and poop itself can do for us.
bize kazandırabileceği şeylerden birkaç örnek bunlar.
06:43
So a toilet can put a girl back in school.
Bir tuvalet bir kız çocuğunu okuluna geri gönderebilir.
06:46
Twenty-five percent of girls in India drop out of school
Hindistan'da kız çocuklarının yüzde yirmibeşi,
06:49
because they have no adequate sanitation.
yetersiz sağlık koruma hizmetleri yüzünden okulu bırakıyor.
06:52
They've been used to sitting through lessons
Yıllardır, derslerde tuvaletlerini tutarak
06:55
for years and years holding it in.
oturmaya alışmışlar.
06:57
We've all done that, but they do it every day,
Elbette hepimiz tutmuşuzdur, ama onlar her gün tutuyor.
07:00
and when they hit puberty and they start menstruating,
Ergenlik çağında adet görmeye başladıklarında
07:03
it just gets too much.
artık pes ediyorlar.
07:05
And I understand that. Who can blame them?
Anlayabiliyorum. Onları kim suçlayabilir?
07:08
So if you met an educationalist and said,
Bir eğitimciyle karşılaşıp ona:
07:11
"I can improve education attendance rates by 25 percent
"Çok basit birşey yaparak eğitime katılımı
07:13
with just one simple thing,"
yüzde 25 artıracağınızı" söylerseniz,
07:16
you'd make a lot of friends in education.
eğitim camiasında epey popüler olursunuz.
07:18
That's not the only thing it can do for you.
Kakanın yapabilecekleri bununla da sınırlı değil.
07:21
Poop can cook your dinner.
Yemeğinizi de pişirebilir.
07:24
It's got nutrients in it.
İçinde besin maddeleri var.
07:27
We ingest nutrients. We excrete nutrients as well.
Besin maddelerini vücudumuza alıyoruz. Aynı zamanda dışkıyla atıyoruz.
07:28
We don't keep them all.
Hepsini vücudumuzda tutmuyoruz.
07:31
In Rwanda, they are now getting
Ruanda'da hapishanelerdeki
07:33
75 percent of their cooking fuel in their prison system
mutfak yakıtının yüzde 75'i
07:35
from the contents of prisoners' bowels.
mahkumların dışkılarından elde ediliyor.
07:38
So these are a bunch of inmates in a prison in Butare.
Bunlar, Butare'de bir hapishanedeki mahkumlar
07:41
They're genocidal inmates, most of them,
Çoğunluğu soykırım suçundan hükümlü,
07:45
and they're stirring the contents of their own latrines,
tuvaletlerinin içlerini karıştırıyorlar;
07:47
because if you put poop in a sealed environment, in a tank,
çünkü dışkı tıpkı mide gibi kapalı bir ortamda kalırsa,
07:51
pretty much like a stomach,
bir tankta tutulursa,
07:54
then, pretty much like a stomach, it gives off gas,
aynı mide gibi gaz çıkarmaya başlar
07:56
and you can cook with it.
ve bu gazla yemek pişirilebilir.
07:59
And you might think it's just good karma
Bu adamların kendi pisliklerini karıştırdığını gördüğünüzde
08:01
to see these guys stirring shit,
eden bulur diye düşünebilirsiniz;
08:03
but it's also good economic sense,
ama bu aynı zamanda ekonomik olarak çok mantıklı;
08:06
because they're saving a million dollars a year.
çünkü bu sayede yılda bir milyon dolar tasarruf ediliyor.
08:08
They're cutting down on deforestation,
Ağaç kıyımlarını azaltmakla kalmayıp,
08:10
and they've found a fuel supply that is inexhaustible,
bitmez tükenmez ve ücretiz bir yakıt kaynağını da
08:12
infinite and free at the point of production.
üretim anında elde etmiş oluyorlar.
08:15
It's not just in the poor world that poop can save lives.
Kakanın hayat kurtardığı tek yer dünyanın yoksul kesimleri değil.
08:20
Here's a woman who's about to get a dose
Bu gördüğümüz kadın,
08:23
of the brown stuff in those syringes,
şırıngayla koyu bir madde enjekte edilmek üzere.
08:25
which is what you think it is,
Öyle olduğunu sanıyorsunuz,
08:27
except not quite, because it's actually donated.
ama değil; çünkü aslında bağışlanmış.
08:29
There is now a new career path called stool donor.
Dışkı donörü adı verilen yeni bir kariyer türü var.
08:32
It's like the new sperm donor.
Sperm donörü gibi.
08:35
Because she has been suffering from a superbug called C. diff,
C. diff diye bilinen ve antibiyotiklere direnç gösteren
08:36
and it's resistant to antibiotics in many cases.
bir bakteri nedeniyle hasta.
08:39
She's been suffering for years.
Hastalığı yıllardır sürüyor.
08:43
She gets a dose of healthy human feces,
Bir doz sağlıklı insan dışkısı enjekte ediliyor.
08:44
and the cure rate for this procedure is 94 percent.
Bu işlem sonucu iyileşme oranı yüzde 94.
08:48
It's astonishing, but hardly anyone is still doing it.
Hayret verici ama bunu artık neredeyse kimse yapmıyor.
08:52
Maybe it's the ick factor.
Belki iğrenç bulunduğundan.
08:56
That's okay, because there's a team of research scientists
Neyse ki Kanadalı bir grup biliminsanı
08:58
in Canada who have now created a stool sample,
RePOOPulate adı verilen
09:01
a fake stool sample which is called RePOOPulate.
sahte dışkı örneği oluşturmayı başardı.
09:04
So you'd be thinking by now, okay, the solution's simple,
Çözümün çok basit olduğunu düşünüyor olabilirsiniz:
09:07
we give everyone a toilet.
herkesin bir tuvaleti olsun.
09:09
And this is where it gets really interesting,
İşler tam bu noktada oldukça ilginç bir hal alıyor;
09:11
because it's not that simple, because we are not simple.
çünkü bu o kadar basit değil, zira bizler basit değiliz.
09:13
So the really interesting, exciting work --
Sağlık koruma çalışmalarının ilginç ve heyecanlı kısmı-
09:16
this is the engaging bit -- in sanitation is that
içine çeken kısmı- şurası ki;
09:20
we need to understand human psychology.
İnsan psikolojisini anlamamız gerekiyor.
09:23
We need to understand software
Birilerinin eline donanımı tutuşturmaktansa
09:26
as well as just giving someone hardware.
yazılımı anlamamız gerekiyor.
09:28
They've found in many developing countries that
Pek çok gelişmekte olan ülkede hükümet yetkililerinin
09:30
governments have gone in and given out free latrines
gidip, ücretsiz tuvaletler yaptırdığını ve birkaç yıl sonra
09:32
and gone back a few years later and found that they've
geri döndüklerinde ise bunların ahırlara
09:35
got lots of new goat sheds or temples or spare rooms
ibadethanelere ve barınaklara dönüştürüldüğünü,
09:37
with their owners happily walking past them
tuvalet sahiplerinin ise hallerinden memnun bir şekilde
09:41
and going over to the open defecating ground.
tuvaletlerini açık alanlara yapmaya devam ettiklerini gördüler.
09:44
So the idea is to manipulate human emotion.
Esas fikir: insan duygularını manipüle etmek.
09:47
It's been done for decades. The soap companies did it
Onlarca yıldır yapılan bir uygulama. Sabun şirketleri
09:50
in the early 20th century.
20. yüzyılın başında bu yönteme başvurdular.
09:53
They tried selling soap as healthy. No one bought it.
Sabunu sağlıklı bir şey olarak sunmaya çalıştılar. Alan olmadı.
09:55
They tried selling it as sexy. Everyone bought it.
Seksi birşey olarak sundular. Herkes hücum etti.
09:58
In India now there's a campaign
Şimdilerde Hindistan'da bir kampanya yürütülüyor.
10:02
which persuades young brides
Evlenme çağındaki genç kızları tuvaleti olmayan bir aileye
10:03
not to marry into families that don't have a toilet.
gelin gitmemeleri konusunda iknaya çalışıyor.
10:06
It's called "No Loo, No I Do."
Kampanyanın adı "No Loo, No I Do" (Tuvalet yoksa Hayır)
10:09
(Laughter)
(Gülüşmeler)
10:11
And in case you think that poster's just propaganda,
Eğer bu posterin yalnızca bir propaganda olduğunu sanıyorsanız,
10:14
here's Priyanka, 23 years old.
işte Priyanka, 23 yaşında.
10:16
I met her last October in India,
Geçtiğimiz Ekim ayında Hinistan'da tanıştık.
10:18
and she grew up in a conservative environment.
Muhafazakar bir çevrede yetişmiş.
10:20
She grew up in a rural village in a poor area of India,
Hindistan'ın yoksul kesimindeki kırsal alanda büyümüş.
10:23
and she was engaged at 14, and then at 21 or so,
14 yaşındayken nişanlanmış ve yaklaşık 21 yaşındayken
10:26
she moved into her in-law's house.
Kayınvalidesinin evine taşınmış.
10:30
And she was horrified to get there and find
Oraya vardığında tuvaletlerinin olmadığını görünce
10:32
that they didn't have a toilet.
dehşete kapılmış.
10:34
She'd grown up with a latrine.
Oysa kendisi tuvaletli bir evde yetişmiş.
10:35
It was no big deal, but it was a latrine.
Öyle gösterişli değil sıradan bir tuvalet.
10:37
And the first night she was there, she was told
Orada kaldığı iik gece
10:39
that at 4 o'clock in the morning --
saat 4'te kayınvalidesi onu uyandırmış
10:41
her mother-in-law got her up, told her to go outside
ve dışarı çıkmasını ve ihtiyacını dışarıda,
10:42
and go and do it in the dark in the open.
karanlıkta görmesini söylemiş.
10:45
And she was scared. She was scared of drunks hanging around.
Çok korkmuş. Etraftaki sarhoşlardan korkuyormuş.
10:48
She was scared of snakes. She was scared of rape.
Yılanlardan korkuyormuş. Tecavüze uğramaktan korkuyormuş.
10:50
After three days, she did an unthinkable thing.
Üç gün sonra akla hayale gelmeyen birşey yapmış.
10:53
She left.
Orayı terk etmiş.
10:55
And if you know anything about rural India,
Hindistan'ın kırsal alanlarını az çok biliyorsanız,
10:57
you'll know that's an unspeakably courageous thing to do.
bu hareketin ne kadar cesur olduğunu biliyorsunuz demektir.
10:58
But not just that.
Bununla da kalmamış.
11:02
She got her toilet, and now she goes around
Kendisi de tuvalet edinmiş. Şimdilerde
11:03
all the other villages in India
Hindistan'ın dört bir yerindeki köyleri gezerek
11:05
persuading other women to do the same thing.
diğer kadınları da aynı şeyi yapmaya ikna ediyor.
11:07
It's what I call social contagion, and it's really powerful
İşte ben buna sosyal bulaşma derim. Gerçekten de çok etkili
11:09
and really exciting.
ve aynı zamanda heyecan verici.
11:12
Another version of this, another village in India
Bu hikayenin bir başka versiyonu, Priyanka'nın
11:14
near where Priyanka lives
yaşadığı yere yakın bir başka köyde geçiyor.
11:16
is this village, called Lakara, and about a year ago,
Lakara adındaki bu köyde yaklaşık bir yıl önce
11:18
it had no toilets whatsoever.
herhangi bir tuvalet yoktu.
11:22
Kids were dying of diarrhea and cholera.
Çocuklar ishal ve koleradan ölüyordu.
11:24
Some visitors came, using various behavioral change tricks
Dışarıdan gelen birtakım uzmanlar, davranış değiştirme metodları uygulamaya çalıştılar:
11:26
like putting out a plate of food and a plate of shit
masaya bir tabak yemek ve bir tabak kaka koyup
11:30
and watching the flies go one to the other.
sineklerin ikisi arsında mekik dokumalarını seyretmek gibi.
11:33
Somehow, people who'd been thinking
Yaptıkları şeyi kesinlikle iğrenç bulmayan kişiler,
11:35
that what they were doing was not disgusting at all
nasıl olduysa birdenbire
11:38
suddenly thought, "Oops."
"Aaaa" dediler.
11:39
Not only that, but they were ingesting their neighbors' shit.
Yalnızca kendilerinin değil komşularının kakalarını da vücutlarına alıyorlardı.
11:41
That's what really made them change their behavior.
Davranışlarını değiştirmelerinin asıl nedeni buydu.
11:44
So this woman, this boy's mother
Böylece, çocuğun annesi olan bu kadın
11:47
installed this latrine in a few hours.
tuvaletini birkaç saat içerisinde kurdu.
11:49
Her entire life, she'd been using the banana field behind,
O güne kadar, arka taraftaki muz tarlasını kullanmıştı
11:52
but she installed the latrine in a few hours.
ama tuvaletini kurması yalnızca birkaç saatini adlı.
11:54
It cost nothing. It's going to save that boy's life.
Masrafı sıfır. Kazancı, çocuğun yaşamı.
11:56
So when I get despondent about the state of sanitation,
Ne zaman sağlık koruma hizmetleri konusunda ümitsizliğe kapılsam
11:59
even though these are pretty exciting times
bütün bunlar çok heyecan veriyor;
12:03
because we've got the Bill and Melinda Gates Foundation
çünkü Bill ve Melinda Gates Vakfı var,
12:05
reinventing the toilet, which is great,
tuvaleti yeniden icat etmek harika,
12:07
we've got Matt Damon going on bathroom strike,
Matt Damon'ın tuvalet grevine girmesi
12:09
which is great for humanity, very bad for his colon.
insanlık için büyük, kalın bağırsağı için zararlı bir adım.
12:12
But there are things to worry about.
Kaygı durulması gereken meseleler var.
12:16
It's the most off-track Millennium Development Goal.
En çok ihmal edilen Milenyum Kalkınma Hedefi.
12:17
It's about 50 or so years off track.
Yaklaşık 50 yıllık bir ihmal.
12:20
We're not going to meet targets,
İnsanlara sağlık koruma hizmetleri bu oranda
12:23
providing people with sanitation at this rate.
ulaştırıldığı sürece, hedeflere ulaşamayız.
12:24
So when I get sad about sanitation,
Bu konuda ümitsizliğe kapıldığımda
12:27
I think of Japan, because Japan 70 years ago
Japonya'yı düşünürüm. 70 yıl önce
12:31
was a nation of people who used pit latrines
çukur tuvaletler kullanan ve tuvalet kağıdı olarak
12:34
and wiped with sticks,
çubuk kullanan bir milletti.
12:37
and now it's a nation of what are called Woshurettos,
Bugünse Woshurettos, yani
12:39
washlet toilets.
washlet tuvaletlerle anılan bir millet.
12:42
They have in-built bidet nozzles for a lovely,
Bu tuvaletler, elle dokunmaya gerek kalmadan güzel bir temizlik hissi sunan
12:43
hands-free cleaning experience,
kendi içinde taharet musluğu başlığı bulunan tuvaletler.
12:46
and they have various other features
Daha pek çok özelliği bulunuyor:
12:49
like a heated seat and an automatic lid-raising device
ısıtmalı oturak ya da otomatik kapak kaldırma aparatı da var.
12:51
which is known as the "marriage-saver."
bu aparata "evlilik kurtaran" da deniyor.
12:54
(Laughter)
(Gülüşmeler)
12:56
But most importantly, what they have done in Japan,
En önemlisi, Japonya'daki rolleri
12:58
which I find so inspirational,
ki bence çok ilham verici,
13:00
is they've brought the toilet out from behind the locked door.
tuvaleti, kilitli kapıların ardından çıkarmış olmaları
13:01
They've made it conversational.
ve konuşulabilir hale getirmeleri.
13:04
People go out and upgrade their toilet.
İnsanlar gidip tuvaletlerini yeniliyorlar.
13:05
They talk about it. They've sanitized it.
Bu konuda konuşuyorlar. Sterilize ediyorlar.
13:09
I hope that we can do that. It's not a difficult thing to do.
Umarım bunları biz de yapabiliriz. Yapması zor değil.
13:13
All we really need to do
tek yapmamız gereken
13:18
is look at this issue
bu konuyu acil ve
13:20
as the urgent, shameful issue that it is.
utanç durulması gereken bir konu olarak görmek.
13:22
And don't think that it's just in the poor world that things are wrong.
Yanlışlıkların dünyanın yoksul yerlerine özgü olduğunu sanmayın.
13:26
Our sewers are crumbling.
Bizdeki kanalizasyon sistemleri çatırdıyor.
13:29
Things are going wrong here too.
Bizde de yolunda gitmeyen şeyler var.
13:31
The solution to all of this is pretty easy.
Bütün bunların çözümü çok kolay.
13:33
I'm going to make your lives easy this afternoon
Bugün yaşamınızı kolaylaştıracağım.
13:36
and just ask you to do one thing,
Sizden tek birşey rica ediyorum:
13:38
and that's to go out, protest,
Dışarı çıkın, protesto edin,
13:40
speak about the unspeakable,
konuşulmayanı konuşun,
13:43
and talk shit.
pis konuşun.
13:46
Thank you.
Teşekkürler.
13:47
(Applause)
(Alkış)
13:49
Translated by Gülay Eroğlu
Reviewed by Kerem Yorukoglu

▲Back to top

About the Speaker:

Rose George - Curious journalist
Rose George looks deeply into topics that are unseen but fundamental, whether that's sewers or latrines or massive container ships or pirate hostages or menstrual hygiene.

Why you should listen

Rose George thinks, researches, writes and talks about the hidden, the undiscussed. Among the everyone-does-it-no-one-talks-about-it issues she's explored in books and articles: sanitation (and poop in general). Diarrhea is a weapon of mass destruction, says the UK-based journalist and author, and a lack of access to toilets is at the root of our biggest public health crisis. In 2012, two out of five of the world’s population had nowhere sanitary to go.

The key to turning around this problem, says George: Let’s drop the pretense of “water-related diseases” and call out the cause of myriad afflictions around the world as what they are -- “poop-related diseases” that are preventable with a basic toilet. George explores the problem in her book The Big Necessity: The Unmentionable World of Human Waste and Why It Matters and in a fabulous special issue of Colors magazine called "Shit: A Survival Guide." Read a sample chapter of The Big Necessity >>

Her latest book, on an equally hidden world that touches almost everything we do, is Ninety Percent of Everything: Inside Shipping, the Invisible Industry That Puts Clothes on Your Back, Gas in Your Car, Food on Your Plate. Read a review >> 

 In the UK and elsewhere, you'll find the book titled Deep Sea and Foreign Going: Inside Shipping, the Invisible Industry the Brings You 90% of Everything.

More profile about the speaker
Rose George | Speaker | TED.com