20:28
TED2014

Andrew Solomon: How the worst moments in our lives make us who we are

Andrew Solomon: Hayatımızın en kötü anları nasıl kim olacağımızı belirler

Filmed:

Yazar Andrew Solomon, kariyerini başkalarının yaşadığı zorlukların öykülerini anlatarak geçirdi. Şimdi kendine dönerek, çocukluk mücadelelerini anlatırken aynı zamanda bu yıllar boyunca tanıştığı cesur insanların da hikayelerini aktarıyor. Akıcı, içten ve zaman zaman da dobra bir mizahla, Solomon en büyük mücadelelerimizden anlam yaratmak için güçlü bir çağrıda bulunuyor.

- Writer
Andrew Solomon writes about politics, culture and psychology. Full bio

As a student of adversity,
Zor durumların öğrencisi olarak
00:12
I've been struck over the years
yıllar boyunca,
00:16
by how some people
bazı insanların
00:17
with major challenges
büyük zorluklardan
00:19
seem to draw strength from them,
güçlü çıkmalarına hayran kaldım ve
00:21
and I've heard the popular wisdom
bunun hayatın anlamını bulmakla
00:24
that that has to do with finding meaning.
bir ilgisi olduğunu duydum.
00:26
And for a long time,
Uzun zaman boyunca,
00:28
I thought the meaning was out there,
anlamın oralarda bir yerlerde olduğunu
00:30
some great truth waiting to be found.
muhteşem bir gerçeğin bulunmayı
beklediğini sandım.
00:32
But over time, I've come to feel
Ancak zamanla gerçekle
alakasının olmadığını
00:35
that the truth is irrelevant.
düşünmeye başladım.
00:38
We call it finding meaning,
Anlamı bulmak da diyebiliriz,
00:40
but we might better call it forging meaning.
ama anlamı yaratmak demek daha doğru olur.
00:42
My last book was about how families
Son kitabım zor durumlarla ya da
00:47
manage to deal with various kinds of challenging
normal dışı doğumlarla mücadele
00:49
or unusual offspring,
eden ailelerle ilgiliydi.
00:52
and one of the mothers I interviewed,
Görüştüğüm kişilerden
00:54
who had two children with
multiple severe disabilities,
ağır engelli iki çocuk annesi
00:56
said to me, "People always give us
''İnsanlar bize sürekli olarak
00:59
these little sayings like,
'Tanrı kaldırabileceğinizden
01:02
'God doesn't give you any
more than you can handle,'
daha ağır bir yük vermez'
gibi sözler söylerler,
01:03
but children like ours
ama bizimkiler gibi çocuklar
01:07
are not preordained as a gift.
kader sonucu hediye edilmediler.
01:09
They're a gift because that's what we have chosen."
Onlar hediyeler, çünkü biz bunu seçtik.
01:13
We make those choices all our lives.
Bu seçimleri yaşantımız boyunca yaparız.
01:18
When I was in second grade,
İkinci sınıftayken
01:22
Bobby Finkel had a birthday party
Bobby Finkel doğumgünü partisine
01:25
and invited everyone in our class but me.
ben hariç herkesi çağırmıştı.
01:27
My mother assumed there
had been some sort of error,
Annem ortada bir yanlış
olduğunu düşündü ve
01:32
and she called Mrs. Finkel,
Bobby'nin annesini aradı.
01:34
who said that Bobby didn't like me
O da Bobby'nin beni sevmediğini
01:36
and didn't want me at his party.
ve partisinde istemediğini söyledi.
01:38
And that day, my mom took me to the zoo
O gün annem beni
hayvanat bahçesine götürdü ve
01:42
and out for a hot fudge sundae.
dondurma aldı.
01:45
When I was in seventh grade,
Yedinci sınıftayken
01:48
one of the kids on my school bus
okul servisindeki çocuklardan biri
01:49
nicknamed me "Percy"
tavırlarımın bir özeti olarak
01:52
as a shorthand for my demeanor,
beni ''Penis'' diye lakap taktı.
01:54
and sometimes, he and his cohort
Bazen o ve arkadaş grubu
01:56
would chant that provocation
tüm okul servisi yolculuğu boyunca
01:59
the entire school bus ride,
koro halinde söylüyorlardı
02:02
45 minutes up, 45 minutes back,
gidişte 45, dönüşte 45 dakika boyunca
02:03
"Percy! Percy! Percy! Percy!"
''Penis! Penis! Penis! Penis!''
02:07
When I was in eighth grade,
Sekizinci sınıftayken
02:12
our science teacher told us
fen öğretmenimiz
02:14
that all male homosexuals
bütün erkek eşcinsellerin
02:16
develop fecal incontinence
anüs kaslarının travması sonucu
02:18
because of the trauma to their anal sphincter.
dışkılarını tutamadıklarını söyledi.
02:20
And I graduated high school
Neredeyse hiç kafeteryaya gidemeden
02:25
without ever going to the cafeteria,
okuldan mezun oldum;
02:26
where I would have sat with the girls
kızlarla oturduğumda güldüler,
02:29
and been laughed at for doing so,
erkeklerle oturduğumda da
02:31
or sat with the boys
kızlarla oturması
02:33
and been laughed at for being a boy
gereken bir erkek çocuk
02:35
who should be sitting with the girls.
olduğumu söyleyerek güldüler.
02:37
I survived that childhood through a mix
Çocukluğumu kaçış ve tahammülün
02:39
of avoidance and endurance.
bir karışımı olarak geçirdim.
02:42
What I didn't know then,
O zaman bilmeyip de
02:45
and do know now,
şimdi bildiğim şey
02:47
is that avoidance and endurance
kaçış ve tahammülün anlam yaratmak için
02:49
can be the entryway to forging meaning.
fırsat olduğuydu.
02:51
After you've forged meaning,
Anlamı yarattıktan sonra
02:56
you need to incorporate that meaning
bu anlamı yeni bir kimlikle
02:58
into a new identity.
birleştirmeniz gerekir.
03:00
You need to take the traumas and make them part
Yaşadığınız sarsıntıları olmak istediğiniz
kişiliğin
03:02
of who you've come to be,
bir parçası yapmalı ve
03:06
and you need to fold the worst events of your life
hayatınızın en kötü olaylarını
03:08
into a narrative of triumph,
bir zafer hikayesine dönüştürmeli,
03:11
evincing a better self
acı veren olaylara karşı
03:13
in response to things that hurt.
daha iyi olduğunuzu ispat etmelisiniz.
03:15
One of the other mothers I interviewed
Kitabım üzerinde çalışırken
03:18
when I was working on my book
görüştüğüm annelerden biri
03:20
had been raped as an adolescent,
yetişkinken tecavüze uğramış
03:22
and had a child following that rape,
ve bunun sonucunda
bir çocuk sahibi olmuştu.
03:25
which had thrown away her career plans
Bu yüzden kariyer planları suya düşmüş
03:28
and damaged all of her emotional relationships.
ve bütün duygusal ilişkileri zedelenmişti.
03:31
But when I met her, she was 50,
Onunla tanıştığımda 50 yaşındaydı.
03:35
and I said to her,
Ona dedim ki
03:38
"Do you often think about the man who raped you?"
''Sana tecavüz eden adamı
sık düşünür müsün?
03:39
And she said, "I used to think about him with anger,
Dedi ki '' Eskiden düşündüğümde
03:42
but now only with pity."
öfkelenirdim ama
şimdi sadece acıyorum.''
03:46
And I thought she meant pity because he was
Bu kadar korkunç şeyi yapabilecek kadar
03:48
so unevolved as to have done this terrible thing.
ilkel biri olduğu için acımak dediğini
düşünmüştüm.
03:51
And I said, "Pity?"
''Acımak?'' dedim.
03:54
And she said, "Yes,
Evet dedi.
03:56
because he has a beautiful daughter
Çünkü güzel bir kızı ve
03:57
and two beautiful grandchildren
iki güzel torunu var
04:00
and he doesn't know that, and I do.
ve bunu bilmiyor ama ben biliyorum.
04:02
So as it turns out, I'm the lucky one."
Yani şanslı olan benim.
04:06
Some of our struggles are things we're born to:
Bazı mücadelelerimiz doğuştan gelen
özelliklerimizledir:
04:12
our gender, our sexuality, our race, our disability.
cinsiyetimiz, ırkımız, cinsel tercihimiz,
engellerimiz gibi.
04:15
And some are things that happen to us:
Bazı şeyler de başımıza gelenlerdir:
04:21
being a political prisoner, being a rape victim,
Siyasi mahkum olmak, tecavüze uğramak,
04:23
being a Katrina survivor.
Katrina (fırtına felaketi) yaşamak.
04:27
Identity involves entering a community
Kimlik, bir topluma girip
04:29
to draw strength from that community,
o toplumdan güç alma ve
04:32
and to give strength there too.
topluma güç vermeyi kapsar.
04:35
It involves substituting "and" for "but" --
''Ama'' yerine ''ve'' koymayı kapsar.
04:37
not "I am here but I have cancer,"
''Burdayım ama kanserim'' yerine,
04:42
but rather, "I have cancer and I am here."
''Kanserim ve burdayım.''
04:46
When we're ashamed,
Utandığımız zaman
04:51
we can't tell our stories,
hikayelerimizi anlatamayız
04:53
and stories are the foundation of identity.
ama hikayelerimiz kimliğimizin temelidir.
04:55
Forge meaning, build identity,
Anlamı yarat, kimliğini inşa et,
05:00
forge meaning and build identity.
anlamı yarat ve kimliğini inşa et.
05:04
That became my mantra.
Bu benim mantram oldu.
05:07
Forging meaning is about changing yourself.
Anlamı yaratmak kendinizi değiştirmektir.
05:10
Building identity is about changing the world.
Kimliğinizi inşa etmek dünyayı
değiştirmektir.
05:13
All of us with stigmatized identities
Hepimiz damgalanmış kimliklerimizle
05:17
face this question daily:
her gün şu soruyla karşılaşırız:
05:19
how much to accommodate society
kendimizi kısıtlayarak
05:21
by constraining ourselves,
topluma uymak neye mal olur,
05:24
and how much to break the limits
sınırları yıkarak
05:26
of what constitutes a valid life?
anlamlı bir hayat kurmak neye mal olur?
05:29
Forging meaning and building identity
Anlamı yaratmak ve kimliği inşa etmek
05:32
does not make what was wrong right.
yanlışı doğru yapmıyor.
05:35
It only makes what was wrong precious.
Sadece yanlış olanı kıymetli yapıyor.
05:38
In January of this year,
Bu yıl Ocak ayında,
05:43
I went to Myanmar to interview political prisoners,
Myanmar'a siyasi suçlularla
görüşmeye gittim
05:45
and I was surprised to find them less bitter
ve onları beklediğimden daha az sert
05:49
than I'd anticipated.
bulduğumda şaşırdım.
05:52
Most of them had knowingly committed
Birçoğu onları hapse götüren
05:53
the offenses that landed them in prison,
suçlamalara kendilerini adadıklarından
05:55
and they had walked in with their heads held high,
başları dik içeri girip
05:58
and they walked out with their heads
yıllar sonra yine
06:01
still held high, many years later.
başları dik dışarı çıktılar.
06:03
Dr. Ma Thida, a leading human rights activist
İnsan hakları hareketinin liderlerinden
06:07
who had nearly died in prison
uzun yılları hücrede olmak üzere
06:10
and had spent many years in solitary confinement,
neredeyse hapiste ölen Dr.Ma Thida
06:12
told me she was grateful to her jailers
onu hapse atanlara,
06:15
for the time she had had to think,
düşünmek için zaman verdikleri,
06:19
for the wisdom she had gained,
dirayet kazandırdıkları ve
06:21
for the chance to hone her meditation skills.
meditasyon yeteneklerini geliştirdikleri
için minettar olduğunu söyledi.
06:23
She had sought meaning
Anlamı aramıştı ve
06:27
and made her travail into a crucial identity.
önemli bir kimliğin
doğum sancılarını çekmişti.
06:29
But if the people I met
Ancak tanıştıklarım
06:33
were less bitter than I'd anticipated
hapiste oldukları için daha az sertlerdi
06:35
about being in prison,
aynı zamanda ülkelerinde gelişen
06:37
they were also less thrilled than I'd expected
reform süreci hakkında da
06:38
about the reform process going on
beklediğimden
06:41
in their country.
daha az heyecan duyuyorlardı.
06:43
Ma Thida said,
Ma Thida: Biz Burmalı'lar
06:45
"We Burmese are noted
baskı altındaki muhteşem
06:47
for our tremendous grace under pressure,
zerafetimizle ünlüyüzdür,
06:48
but we also have grievance under glamour,"
ama aynı zamanda iyiden de şikayet ederiz.
06:52
she said, "and the fact that there have been
Bu değişimlerin olması toplumumuzda
06:56
these shifts and changes
devam eden
06:58
doesn't erase the continuing problems
sorunları çözmeyececeği
07:00
in our society
gerçeğini hapishanede
07:02
that we learned to see so well
çok iyi görmeyi
07:04
while we were in prison."
öğrendik'' dedi.
07:06
And I understood her to be saying
Tüm insanlığın hakkettiği
07:08
that concessions confer only a little humanity,
imtiyazların küçük bir azınlığa
07:10
where full humanity is due,
verildiği, kırıntıların,
07:14
that crumbs are not the same
masada bir yerle aynı olmadığı
07:16
as a place at the table,
kastettiğini anladım. Bu da,
07:18
which is to say you can forge meaning
anlamı işleyebileceğiniz
ve kimlik inşa edebileceğiniz
07:20
and build identity and still be mad as hell.
ama hala çılgın olabileceğiniz demektir.
07:23
I've never been raped,
Hiç tecavüze uğramadım ve
07:29
and I've never been in anything
remotely approaching
bir Burma hapisanesinde olabilme
07:31
a Burmese prison,
ihtimaline yaklaşmadım bile
07:34
but as a gay American,
ancak gey bir Amerikalı olarak
07:36
I've experienced prejudice and even hatred,
önyargı ve nefrete maruz kaldım ve
07:37
and I've forged meaning and I've built identity,
anlamı yarattım ve kimlik inşa ettim,
07:42
which is a move I learned from people
bunu da benimkinden
07:46
who had experienced far worse privation
çok daha kötü sıkıntılar
07:48
than I've ever known.
yaşayanlardan öğrendim.
07:51
In my own adolescence,
Ergenliğimde heteroseksüel
07:53
I went to extreme lengths to try to be straight.
olmak için aşırı uçlara gittim.
07:55
I enrolled myself in something called
Kendimi ''cinsel vekillik''
07:59
sexual surrogacy therapy,
olarak adlandırılan bir şeye kaydettirdim.
08:01
in which people I was encouraged to call doctors
Doktor demeye teşvik edildiğim
kişilerin reçete ettiği,
08:03
prescribed what I was encouraged to call exercises
vekil demeye teşvik edildiğim
aslında fahişe olmayan,
08:07
with women I was encouraged to call surrogates,
ama aslında hiçbir şey olmayan,
08:10
who were not exactly prostitutes
kadınlarla, egzersiz demeye
teşvik edildiğim
08:14
but who were also not exactly anything else.
birşeydi.
08:17
(Laughter)
(Gülüşmeler)
08:20
My particular favorite
En favori olanım
08:24
was a blonde woman from the Deep South
morgda başı belaya girdikten sonra
08:26
who eventually admitted to me
bu işe girdiğini ve
08:28
that she was really a necrophiliac
bir nekrofil (ölüsevici) olduğunu
08:30
and had taken this job after she got in trouble
sonunda itiraf eden
08:32
down at the morgue.
Deep South'dan bir sarışındı.
08:35
(Laughter)
(Gülüşmeler)
08:37
These experiences eventually allowed me to have
Minnettar olduğum bu deneyimler sayesinde
08:43
some happy physical relationships with women,
kadınlarla bazı mutlu
08:46
for which I'm grateful,
fiziksel ilişkilerim oldu ancak
08:49
but I was at war with myself,
kendimle savaş halindeydim ve
08:50
and I dug terrible wounds into my own psyche.
ruhumda derin yaralar açtım.
08:53
We don't seek the painful experiences
Kimliklerimizi yontan sancılı
08:58
that hew our identities,
deneyimleri değil,
09:01
but we seek our identities
sancılı deneyimler sonucu uyananan
09:04
in the wake of painful experiences.
kimliklerimizi ararız.
09:06
We cannot bear a pointless torment,
Amacı olmayan eziyetlere dayanamayız
09:09
but we can endure great pain
ama bir nedeni olduğuna inandığımız
09:12
if we believe that it's purposeful.
büyük acılara göğüs gerebiliriz.
09:14
Ease makes less of an impression on us
Kolaylık, üzerimizde mücadeleden
09:18
than struggle.
daha az iz bırakır.
09:20
We could have been ourselves without our delights,
Hazlarımız olmadan da kendimiz
olabilirdik ama
09:21
but not without the misfortunes
anlamı aramamızı teşvik eden
09:24
that drive our search for meaning.
talihsizliklerimiz olmadan değil.
09:26
"Therefore, I take pleasure in infirmities,"
St.Paul'un İkinci Corinthian'larda yazdığı
gibi
09:29
St. Paul wrote in Second Corinthians,
'' Bundan dolayıdır ki kusurlardan
09:33
"for when I am weak, then I am strong."
güçsüzken daha çok zevk alıyorum.
09:35
In 1988, I went to Moscow
1988'de Sovyet metrolarının sanatçılarıyla
09:39
to interview artists of the Soviet underground,
röportaja gittiğimde eserlerinin
09:42
and I expected their work to be
muhalif ve siyasi olmasını
09:46
dissident and political.
bekliyordum.
09:47
But the radicalism in their work actually lay
İşlerindeki radikallik aslında
09:50
in reinserting humanity into a society
insanlığı kendi yokeden bir topluma,
09:53
that was annihilating humanity itself,
insanlığı yeniden işlemekte yatıyordu;
09:56
as, in some senses, Russian society
bir anlamda Rus toplumunun
09:58
is now doing again.
şimdi yeniden yaptığı gibi.
10:01
One of the artists I met said to me,
Tanıştığım sanatçılardan biri
10:03
"We were in training to be not artists but angels."
''Sanatçı değil, melek olmak
için eğitiliyorduk.''
10:05
In 1991, I went back to see the artists
1991 yılında yazdığım sanatçıları
10:10
I'd been writing about,
görmek için tekrar gittim
10:13
and I was with them during the putsch
Sovyetler Birliği'ni yıkan ayaklanmada
10:14
that ended the Soviet Union,
onlarla birlikteydim,
10:16
and they were among the chief organizers
onlar ayaklanmaya karşı
10:18
of the resistance to that putsch.
direnişin baş organizatörleriydiler.
10:21
And on the third day of the putsch,
Ayaklanmanın 3.gününde
10:24
one of them suggested we walk up to Smolenskaya.
içlerinden biri Smolenskaya'ya yürümeyi
önerdi.
10:27
And we went there,
Oraya gittik ve
10:30
and we arranged ourselves in
front of one of the barricades,
barikatlardan birinin önünde durduk
10:31
and a little while later,
bir süre sonra
10:35
a column of tanks rolled up,
Bir dizi tank sıralandı ve
10:36
and the soldier on the front tank said,
öndeki tanktan bir asker
10:39
"We have unconditional orders
''Bu barikatı yoketmek için
10:41
to destroy this barricade.
mutlak emir aldık.
10:43
If you get out of the way,
Eğer çekilirseniz
10:44
we don't need to hurt you,
size zarar vermeyiz
10:46
but if you won't move, we'll have no choice
aksi takdirde sizi indirmekten
10:48
but to run you down."
başka seçeneğimiz kalmayacak.''
10:50
And the artists I was with said,
Yanımdaki sanatçılardan biri
10:51
"Give us just a minute.
''Bize bir dakika verin.
10:53
Give us just a minute to tell you why we're here."
Neden burada olduğumuzu anlatacağım.''
10:54
And the soldier folded his arms,
Asker kollarını kavuşturdu ve
10:59
and the artist launched into a
Jeffersonian panegyric to democracy
sanatçı demokrasiye Jaffersonvari
bir methiye başlattı,
11:01
such as those of us who live
Jefferson demokrasinde
11:05
in a Jeffersonian democracy
yaşayan bizlerin dahi
11:07
would be hard-pressed to present.
sunamayacağı bir şekilde.
11:09
And they went on and on,
Devam ettiler ve
11:13
and the soldier watched,
asker izledi ve
11:14
and then he sat there for a full minute
bittikten sonra
11:16
after they were finished
bir dakika boyunca durdu ve
11:18
and looked at us so bedraggled in the rain,
yağmurdan perişan halde bize baktı.
11:20
and said, "What you have said is true,
''Söyledikleriniz doğru ve
11:22
and we must bow to the will of the people.
insanların isteklerine boyun eğmeliyiz.''
11:26
If you'll clear enough space for us to turn around,
Eğer dönebilmemiz için yer açarsanız
11:30
we'll go back the way we came."
geri döneceğiz.''
11:32
And that's what they did.
Yaptıkları buydu.
11:35
Sometimes, forging meaning
Bazen anlamı yaratmak
11:37
can give you the vocabulary you need
özgürlüğünüz için savaşmanız için
11:39
to fight for your ultimate freedom.
gereken kelimeleri verir.
11:42
Russia awakened me to the lemonade notion
Rusya bende limonata fikrini uyandırdı
11:45
that oppression breeds the power to oppose it,
yani baski ona direnmek için gereken gücü
besler ve
11:48
and I gradually understood that as the cornerstone
ben bunun kimliğin mihenk taşı olduğunu
11:51
of identity.
zamanla anladım.
11:54
It took identity to rescue me from sadness.
Kimliği beni üzüntüden kurtarması için
kullandım.
11:55
The gay rights movement posits a world
Eşcinsel hakları hareketi benim için
12:00
in which my aberrances are a victory.
anormalliklerimin zafer olduğu
bir dünya verdi.
12:02
Identity politics always works on two fronts:
Kimlik politikaları her zaman
iki yönlüdür:
12:05
to give pride to people who have a given condition
Özel durumu ya da özelliği
12:09
or characteristic,
olan kişilere gurur verir ve
12:12
and to cause the outside world
dış dünyanın bu kişilere daha
12:13
to treat such people more gently and more kindly.
hassas ve kibar davranmasını sağlar.
12:15
Those are two totally separate enterprises,
Bu ikisi tamamen ayrı teşebbüslerdir ancak
12:18
but progress in each sphere
bir taraftaki ilerleme
12:22
reverberates in the other.
diğer tarafa da akseder.
12:24
Identity politics can be narcissistic.
Kimlik politikaları narsist olabilir.
12:26
People extol a difference only because it's theirs.
İnsanlar bir farklılığı sadece kendileri
ile ilgili diye övebilirler.
12:30
People narrow the world and function
Dünyayı daraltabilir ve
12:33
in discrete groups without empathy for one another.
birbirini anlamayan ayrık gruplarda
yer alabilirler.
12:36
But properly understood
Ancak düzgün şekilde anlaşılıp
12:39
and wisely practiced,
akıllıca uygulandğında
12:41
identity politics should expand
kimlik politikaları bizim
12:43
our idea of what it is to be human.
insan olma fikrimizi genişletebilirler.
12:45
Identity itself
Kimlik başlıbaşına
12:48
should be not a smug label
kendini beğenmiş bir marka
12:49
or a gold medal
ya da altın madalya değil
12:52
but a revolution.
bir devrim olmalıdır.
12:54
I would have had an easier life if I were straight,
Eşcinsel olmasaydım yaşamım
daha kolay olurdu
12:56
but I would not be me,
ama ben olmazdım.
13:00
and I now like being myself better
Şu anda kendim olmayı
13:02
than the idea of being someone else,
başkası olma fikrine tercih ederim
13:04
someone who, to be honest,
Dürüst omak gerekirse
13:07
I have neither the option of being
olma ya da olabilme fikrini
13:08
nor the ability fully to imagine.
düşünemeyeceğim bile birine.
13:10
But if you banish the dragons,
Ejderhaları yasaklarsanız
13:13
you banish the heroes,
kahramanları yasaklarsınız ve
13:15
and we become attached
hayatlarımızdaki
13:17
to the heroic strain in our own lives.
kahraman anlama bağlanırız.
13:19
I've sometimes wondered
Bazen bu konuşmanın da
13:22
whether I could have ceased
to hate that part of myself
bir bildirimi olan eşcinsel onurun
13:23
without gay pride's technicolor fiesta,
renkli şöleni olmasa bu yanındam
13:26
of which this speech is one manifestation.
nefret etmemeyi başarabilir miydim
diye merak ediyorum.
13:29
I used to think I would know myself to be mature
Anlam yüklemeden eşcinsel olabilseydim
13:33
when I could simply be gay without emphasis,
olgun olabileceğimi sanırdım
13:36
but the self-loathing of that period left a void,
ancak kendinden nefret etme süreci
13:39
and celebration needs to fill and overflow it,
kutlamanın doldurmak zorunda olduğu
bir boşluk yarattı ve
13:43
and even if I repay my private debt of melancholy,
ben kendi melankolimin borcunu ödesem de
13:47
there's still an outer world of homophobia
dışarıda hala bitmesi yıllar sürebilecek
13:50
that it will take decades to address.
bir homofobi dünyası vardı.
13:53
Someday, being gay will be a simple fact,
Bir gün eşcinsel olmak
suçlamasız ve parti şapkasız
13:56
free of party hats and blame,
sıradan bir gerçek olacak ama
13:59
but not yet.
daha değil.
14:02
A friend of mine who thought gay pride
Eşcinsel onurunun amacından
14:04
was getting very carried away with itself,
uzaklaştığını düşünen bir arkadaşım
14:06
once suggested that we organize
Eşcinsel Tevazu Haftası
14:08
Gay Humility Week.
düzenlememizi önermişti.
14:10
(Laughter) (Applause)
(Gülüşmeler) (Alkış)
14:12
It's a great idea,
Harika bir fikir ancak
14:18
but its time has not yet come.
daha zaman var.
14:21
(Laughter)
(Gülüşmeler)
14:23
And neutrality, which seems to lie
Umutsuzluk ve kutlamanın
14:25
halfway between despair and celebration,
ortasında duruyor gibi gözüken tarafsızlık
14:27
is actually the endgame.
aslında finaldir.
14:30
In 29 states in the U.S.,
ABD'nin 29 eyaletinde
14:33
I could legally be fired or denied housing
eşcinsel olduğum için
14:36
for being gay.
işten atılabilir ya da ev bulamayabilirim.
14:39
In Russia, the anti-propaganda law
Rusya'da gösteri yasağı
14:41
has led to people being beaten in the streets.
insanların sokakta dövülmelerine yolaçtı.
14:44
Twenty-seven African countries
27 Afrika ülkesi
14:47
have passed laws against sodomy,
eşcinselliğe karşı kanunlar çıkardı ve
14:49
and in Nigeria, gay people can legally
Nijerya'da eşcinseller
14:52
be stoned to death,
taşlanarak öldürebiliyor ve
14:54
and lynchings have become common.
sıkça linç ediliyorlar.
14:55
In Saudi Arabia recently, two men
Suudi Arabistan'da cinsel eylemden
14:58
who had been caught in carnal acts,
yakalanan iki adamın
15:01
were sentenced to 7,000 lashes each,
herbiri 7000 kırbaç cezası aldı ve
bunun sonuncunda
15:03
and are now permanently disabled as a result.
şu anda kalıcı olarak kötürümler.
15:08
So who can forge meaning
Kim anlamı yaratabilir ve
15:11
and build identity?
kimlik inşa edebilir.
15:13
Gay rights are not primarily marriage rights,
Eşcinsel hakları evlilik hakkından
ibaret değil ve
15:16
and for the millions who live in unaccepting places
yoksunluk içerisinde çok kötü koşullarda
15:19
with no resources,
yaşayan milyonlar için
15:22
dignity remains elusive.
haysiyet çok uzak.
15:24
I am lucky to have forged meaning
Ben anlamı yarattığım ve
15:27
and built identity,
kimliği inşa ettiğim için şanslıyım
15:30
but that's still a rare privilege,
ancak bu hala az bulunan bir imtiyaz ve
15:32
and gay people deserve more collectively
eşcinseller daha yaygın olarak
15:34
than the crumbs of justice.
adalet kırıntılarından fazlasını
hakediyorlar.
15:37
And yet, every step forward
Hala her ileri adım
15:40
is so sweet.
çok güzel.
15:43
In 2007, six years after we met,
2007'de tanıştıktan 6 yıl sonra
15:45
my partner and I decided
partnerim ve ben
15:49
to get married.
evlenmeye karar verdik.
15:51
Meeting John had been the discovery
John ile tanışmak
15:53
of great happiness
büyük mutluluğun keşfi ve
15:55
and also the elimination of great unhappiness,
büyük mutsuzluğun yok edilmesiydi.
15:57
and sometimes, I was so occupied
Bazen onca acının yok olması
16:00
with the disappearance of all that pain
ile o kadar meşgul oluyorum ki
16:03
that I forgot about the joy,
başta bana çok uzak olan
16:05
which was at first the less
remarkable part of it to me.
neşeyi unutuyorum.
16:07
Marrying was a way to declare our love
Evlilik aşkımızı yokluktan çok beraberlik
16:11
as more a presence than an absence.
olarak açıklamanın bir yolu.
16:14
Marriage soon led us to children,
Evlilikler bizi çocuklara götürür ve
16:18
and that meant new meanings
bu da yeni anlamlar ve bizlerin,
16:20
and new identities, ours and theirs.
onların yeni kimlikleri demektir.
16:22
I want my children to be happy,
Çocuklarımın mutlu olmasını istiyorum ve
üzgün olduklarında
16:26
and I love them most achingly when they are sad.
onalrı en ağır yürek acısıyla seviyorum.
16:29
As a gay father, I can teach them
Eşcinsel bir baba olarak onlara
16:33
to own what is wrong in their lives,
yanlışları sahiplenmeyi öğretebilirim
16:36
but I believe that if I succeed
ancak onları farklılıklardan
korumayı başarırsam
16:38
in sheltering them from adversity,
bir ebeveyn olarak
16:40
I will have failed as a parent.
başarısız olacağımı biliyorum.
16:42
A Buddhist scholar I know once explained to me
Birzamanlar bir budist eğitmen bana
16:45
that Westerners mistakenly think
Batılıların, nirvanaya sadece bütün
16:48
that nirvana is what arrives
kederleri uzakta olduğunda ve
16:50
when all your woe is behind you
geleceğe neşe ile baktığında
16:53
and you have only bliss to look forward to.
ulaşabileceği yanılgısında
olduğunu söylemişti.
16:55
But he said that would not be nirvana,
Ama bu nirvana değildir çünkü
16:59
because your bliss in the present
geçmişteki neşeniz hep
17:01
would always be shadowed by the joy from the past.
şimdiki mutluluğunuzu gölgeleyecektir.
17:02
Nirvana, he said, is what you arrive at
Dedi ki nirvanaya ancak
17:06
when you have only bliss to look forward to
geleceğe neşeyle baktığınızda ve
17:09
and find in what looked like sorrows
üzüntü olarak görünende de mutluluk
17:11
the seedlings of your joy.
fideleri bulduğunuzda ulaşılır.
17:14
And I sometimes wonder
Bazen merak ederim;
17:17
whether I could have found such fulfillment
heteroseksüel bir gençlik yaşasaydım
17:19
in marriage and children
ya da şimdi genç olsaydım
17:21
if they'd come more readily,
evlilik ve çocuklardan
17:22
if I'd been straight in my youth or were young now,
bu kadar mutluluk duyabilir miydim,
17:24
in either of which cases this might be easier.
hangisi daha kolay olurdu diye.
17:28
Perhaps I could.
Muhtemelen evet.
17:32
Perhaps all the complex imagining I've done
Muhtemelen tüm karmaşık düşlemelerim
17:33
could have been applied to other topics.
başka konularda da geçerlidir.
17:36
But if seeking meaning
Ancak anlamı arama
17:38
matters more than finding meaning,
anlamı bulmaktan daha önemliyse
17:40
the question is not whether I'd be happier
soru taciz edildiğim için mi daha
mutluyum değil
17:41
for having been bullied,
bu deneyimlere verdiğim
17:45
but whether assigning meaning
anlamların mı beni
17:46
to those experiences
daha iyi bir
17:48
has made me a better father.
baba yaptığıdır.
17:50
I tend to find the ecstasy hidden in ordinary joys,
Heyecanı sıradan mutlukluklarda gizli
17:52
because I did not expect those joys
görmeye meyilliyim, çünkü bu mutluluklar
17:56
to be ordinary to me.
benim için sıradan değil
17:58
I know many heterosexuals who have
Eşit mutlulukta evlilik ve aileye
18:01
equally happy marriages and families,
sahip heteroseksüller tanıyorum ama
18:02
but gay marriage is so breathtakingly fresh,
gey evlilikleri çok daha şekilde taze ve
18:05
and gay families so exhilaratingly new,
gey aileler daha yeni ve
18:08
and I found meaning in that surprise.
anlamı bu sürprizde buldum.
18:11
In October, it was my 50th birthday,
Ekimde 50.yaşgünümü kutlayacağım
18:15
and my family organized a party for me,
ailem bir parti düzenliyor ve
18:19
and in the middle of it,
oğlum eşime benim için
18:22
my son said to my husband
bir konuşma
18:23
that he wanted to make a speech,
yapmak istediğini söylediğinde John
18:25
and John said,
''George sen
18:26
"George, you can't make a speech. You're four."
konuşma yapamazsın. 4 yaşındasın'' dedi.
18:27
(Laughter)
(Gülüşmeler)
18:32
"Only Grandpa and Uncle David and I
''Bu gece yalnız ben, büyükbaban ve
18:34
are going to make speeches tonight."
David amcan konuşacak''
18:36
But George insisted and insisted,
Geoerge ısrar etmeye devam etti,
18:38
and finally, John took him up to the microphone,
sonunda John ona mikrofonu verdi
18:41
and George said very loudly,
ve George yüksek sesle
18:44
"Ladies and gentlemen,
''Baylar bayanlar
18:47
may I have your attention please."
bir dakikanızı alabilir miyim lütfen''
18:49
And everyone turned around, startled.
Herkes döndü, şaşırdı
18:52
And George said,
George
18:55
"I'm glad it's Daddy's birthday.
''Babamın doğumgünü olduğuna mutluyum.
18:57
I'm glad we all get cake.
Pasta yediğimiz için mutluyum.
18:59
And daddy, if you were little,
Babacım eğer küçük olsaydın
19:02
I'd be your friend."
ben senin arkadaşın olurdum.''
19:06
And I thought — Thank you.
Ve düşündüm-Teşekkür ederim.
19:09
I thought that I was indebted
Sanırım Bobby Finkel'a bile borçluyum
19:12
even to Bobby Finkel,
çünkü bütün o önceki tecrübeler
19:15
because all those earlier experiences
beni bugünlere getirdi ve
19:16
were what had propelled me to this moment,
sonunda koşulsuz olarak,
19:19
and I was finally unconditionally grateful
bir zamanlar değiştirmek için hiçbir şey
19:22
for a life I'd once have done anything to change.
yapmadığım bir hayata minettarım
19:24
The gay activist Harvey Milk
Gey aktiviste Harvey Milk'e
19:28
was once asked by a younger gay man
genç bir adam yardım için
19:30
what he could do to help the movement,
ne yapabileceğini sorduğunda
19:32
and Harvey Milk said,
Harvey Milk'in yanıtı
19:35
"Go out and tell someone."
''Dışarı çık ve birilerine anlat.'' idi.
19:36
There's always somebody who wants to confiscate
İnsanlığımızı işgal etmek isteyecek
19:38
our humanity,
birileri her zaman olacaktır ve
19:41
and there are always stories that restore it.
herzaman iyileştiren hikayeler olacaktır.
19:43
If we live out loud,
Yüksek sesle yaşarsak
19:45
we can trounce the hatred
nefreti yenebilir ve
19:47
and expand everyone's lives.
herkesin hayatını geliştirebiliriz.
19:49
Forge meaning. Build identity.
Anlamı yarat. Kimlik inşa et.
19:52
Forge meaning.
Anlamı yarat.
19:56
Build identity.
Kimlik inşa et.
19:58
And then invite the world
Sonra tüm dünyayı
20:01
to share your joy.
bu neşeyi paylaşmaya davet et.
20:02
Thank you.
Teşekkürler.
20:04
(Applause)
(Alkışlar)
20:07
Thank you. (Applause)
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
20:09
Thank you. (Applause)
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
20:12
Thank you. (Applause)
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
20:16
Translated by Isil Malatyali
Reviewed by Sancak Gülgen

▲Back to top

About the Speaker:

Andrew Solomon - Writer
Andrew Solomon writes about politics, culture and psychology.

Why you should listen

Andrew Solomon is a writer, lecturer and Professor of Clinical Psychology at Columbia University. He is president of PEN American Center. He writes regularly for The New Yorker and the New York Times.

Solomon's newest book, Far and Away: Reporting from the Brink of Change, Seven Continents, Twenty-Five Years was published in April, 2016. His previous book, Far From the Tree: Parents, Children, and the Search for Identity won the National Book Critics Circle award for nonfiction, the Wellcome Prize and 22 other national awards. It tells the stories of parents who not only learn to deal with their exceptional children but also find profound meaning in doing so. It was a New York Times bestseller in both hardcover and paperback editions. Solomon's previous book, The Noonday Demon: An Atlas of Depression, won the 2001 National Book Award for Nonfiction, was a finalist for the 2002 Pulitzer Prize and was included in The Times of London's list of one hundred best books of the decade. It has been published in twenty-four languages. Solomon is also the author of the novel A Stone Boat and of The Irony Tower: Soviet Artists in a Time of Glasnost.

Solomon is an activist in LGBT rights, mental health, education and the arts. He is a member of the boards of directors of the National LGBTQ Force and Trans Youth Family Allies. He is a member of the Board of Visitors of Columbia University Medical Center, serves on the National Advisory Board of the Depression Center at the University of Michigan, is a director of Columbia Psychiatry and is a member of the Advisory Board of the Depression and Bipolar Support Alliance. Solomon also serves on the boards of the Metropolitan Museum of Art, Yaddo and The Alex Fund, which supports the education of Romani children. He is also a fellow of Berkeley College at Yale University and a member of the New York Institute for the Humanities and the Council on Foreign Relations.

Solomon lives with his husband and son in New York and London and is a dual national. He also has a daughter with a college friend; mother and daughter live in Texas but visit often.


More profile about the speaker
Andrew Solomon | Speaker | TED.com