English-Video.net comment policy

The comment field is common to all languages

Let's write in your language and use "Google Translate" together

Please refer to informative community guidelines on TED.com

TEDSalon NY2013

Parul Sehgal: An ode to envy

Parul Sehgal: Bir haset kasidesi

Filmed
Views 2,168,522

Kıskançlık nedir? Onu ne tetikler ve neden onu gizlice severiz? Şu ana kadar hiçbir araştırma onun 'yalnızlığını, uzun ömrünü ya da korkunç sarsıntısını' açıklamadı. Bu böyle, diyor Parul Shegal, fakat kurgu hariç. Dingin ve dokunaklı konuşmasında, edebiyat sayfalarını çeviriyor ve kıskançlığın, bir bilgi arayışından farkı olmadığını gösteriyor.

- Literary critic
Parul Sehgal is an editor for "The New York Times Book Review." Full bio

Sekiz yaşımdaydım,
00:13
So when I was eight years old,
sınıfımıza yeni bir kız gelmişti.
00:15
a new girl came to join the class,
Çok etkileyici biriydi,
00:17
and she was so impressive,
tıpkı her 'yeni kız'ın olduğu gibi.
00:20
as the new girl always seems to be.
Çok gür ve ışıltılı saçları vardı,
00:23
She had vast quantities of very shiny hair
küçük, şirin bir kalemliği..
00:25
and a cute little pencil case,
Eyaletlerin başkentlerini ezbere biliyordu,
00:28
super strong on state capitals,
hecelemesi muhteşemdi.
00:32
just a great speller.
Bense, o yıl kıskançlıktan kaskatı olmuştum.
00:34
And I just curdled with jealousy that year,
Ta ki, sinsi planımı hazırlayıncaya kadar.
00:39
until I hatched my devious plan.
Bir gün dersten sonra biraz okulda bekledim.
00:43
So one day I stayed a little late after school,
Hatta epey fazla... Sonra,
kızlar tuvaletinde pusuya yattım.
00:47
a little too late, and I lurked in the girls' bathroom.
Etrafta kimse kalmayınca çıktım, sessizce sınıfa gittim
00:51
When the coast was clear, I emerged,
00:53
crept into the classroom,
ve öğretmenin masasından not kağıdını aldım.
00:55
and took from my teacher's desk the grade book.
Evet, yaptım.
00:59
And then I did it.
Rakibimin notlarıyla oynadım.
01:01
I fiddled with my rival's grades,
Sadece birazcık. A'ların birkaçını düşürdüm.
01:04
just a little, just demoted some of those A's.
Hepsini düşürdüm.
01:07
All of those A's. (Laughter)
Sonra, tam not kağıdını çekmeceye geri koyacaktım ki
01:10
And I got ready to return the book to the drawer,
dedim ki; dur bir dakika, başkalarının da
çok cezbedici notları varmış!
01:13
when hang on, some of my other classmates
01:16
had appallingly good grades too.
01:20
So, in a frenzy,
Bir anda gözüm döndü ve herkesin notunu düzelttim.
01:22
I corrected everybody's marks,
Hayalimde değil hem de.
01:24
not imaginatively.
Herkese bir dizi D verdim. Kendime ise;
01:26
I gave everybody a row of D's
01:28
and I gave myself a row of A's,
bir dizi A...
sadece, o an orada olduğum içindi yani, bilirsiniz, neden olmasındı...
01:31
just because I was there, you know, might as well.
Ne var ki, bu davranışım beni hâlâ şaşırtıyor.
01:34
And I am still baffled by my behavior.
Bu fikrin nereden çıktığını anlamıyorum.
01:40
I don't understand where the idea came from.
Bunu yapmanın neden harika hissettirdiğini de anlamıyorum.
01:42
I don't understand why I felt so great doing it.
Harika hissettim.
01:45
I felt great.
Anlamıyorum; neden hiç yakalanmadım?
01:47
I don't understand why I was never caught.
Demek istediğim; çok aşikârdı.
01:50
I mean, it should have been so blatantly obvious.
ama hiç yakalanmadım.
01:51
I was never caught.
Fakat beni en çok şaşırtan şey,
01:52
But most of all, I am baffled by,
beni neden bu denli rahatsız ettiği;
01:55
why did it bother me so much
küçücük, mini minnacık bu kızın
01:56
that this little girl, this tiny little girl,
çok iyi heceleyebilmesi...
01:58
was so good at spelling?
Kıskançlık beni şaşırtıyor.
02:00
Jealousy baffles me.
Çok gizemli bir şey ve çok yaygın.
02:02
It's so mysterious, and it's so pervasive.
Biliyoruz ki, bebekler bile kıskançlık yaşıyor.
02:05
We know babies suffer from jealousy.
Primatlar da. Mavikuşlar oldukça meyilli.
02:08
We know primates do. Bluebirds are actually very prone.
Biliyoruz ki, kıskançlık,
02:11
We know that jealousy is the number one cause
Birleşik Devletlerdeki eş cinayetlerinin birinci sebebi.
02:15
of spousal murder in the United States.
Buna rağmen, hiç bir çalışma görmedim ki,
02:18
And yet, I have never read a study
kıskançlığın yalnızlığını, uzun ömrünü
ya da korkunç sarsıntısını açıklasın.
02:21
that can parse to me its loneliness
02:24
or its longevity or its grim thrill.
Bu sebeple, kurguya bakmalıyız.
02:29
For that, we have to go to fiction,
02:31
because the novel is the lab
Çünkü roman, kıskançlığı her biçimiyle
incelemiş bir laboratuvardır.
02:34
that has studied jealousy
02:35
in every possible configuration.
Aslında, mübalağa mı olur bilmem ama,
02:37
In fact, I don't know if it's an exaggeration to say
02:41
that if we didn't have jealousy,
eğer kıskançlık olmasaydı, edebiyat olur muydu ki?
02:43
would we even have literature?
Yani, hain Helen olmasa, 'Odesa' olmazdı.
02:45
Well no faithless Helen, no "Odyssey."
Kıskanç kral olmasa, 'Binbir gece masalları' olmazdı.
02:49
No jealous king, no "Arabian Nights."
Shakespeare olmazdı.
02:52
No Shakespeare.
Lise yıllarında okuduklarımızda öyle.
02:55
There goes high school reading lists,
Çünkü, 'Ses ve Öfke' yi kaybederdik.
02:57
because we're losing "Sound and the Fury,"
'Gatsby'i, 'Güneş de Doğar'ı kaybederdik.
02:59
we're losing "Gatsby," "Sun Also Rises,"
'Madame Bovary'i, ''Anna K.'yi kaybederdik.
03:01
we're losing "Madame Bovary," "Anna K."
Kıskançlık olmasaydı Proust olmazdı.
03:05
No jealousy, no Proust. And now, I mean,
Demek istediğim, biliyorum, şimdilerde Proust'un
03:08
I know it's fashionable to say that Proust
her şeye bir cevabı olduğunu söylemek moda oldu.
03:09
has the answers to everything,
Fakat kıskançlık konusunda, biraz öyle.
03:11
but in the case of jealousy,
03:14
he kind of does.
Bu yıl, başyapıtı 'Kayıp Zamanın İzinde'nin yüzüncü yıl dönümü.
03:16
This year is the centennial of his masterpiece, "In Search of Lost Time,"
Roman, cinsel kıskançlık üzerine en kapsamlı çalışma
03:20
and it's the most exhaustive study of sexual jealousy
03:24
and just regular competitiveness, my brand,
ve genel rekabetin, benim olayım,
03:27
that we can hope to have. (Laughter)
üzerine sahip olmayı umduğumuz en iyi çalışma.
Bir de, Proust'u ele aldığımızda,
03:29
And we think about Proust, we think
duygusal yönleri geliyor aklımıza, değil mi?
03:32
about the sentimental bits, right?
Uyumaya çalışan küçük bir oğlan geliyor aklımıza.
03:33
We think about a little boy trying to get to sleep.
Lavanta çayıyla ıslatılmış madeleine keki geliyor aklımıza.
03:35
We think about a madeleine moistened in lavender tea.
Görüşlerinin ne denli sert olduğunu unutuyoruz.
03:39
We forget how harsh his vision was.
Ne kadar acımasız olduğunu unutuyoruz.
03:41
We forget how pitiless he is.
Yani, bu kitaplar Virgina Woolf'un tabiriyle
'kedi bağırsağı kadar sert'.
03:43
I mean, these are books that Virginia Woolf said
03:45
were tough as cat gut.
Kedi bağırsağı nasıl bir şey bilmiyorum ama
03:48
I don't know what cat gut is,
03:50
but let's assume it's formidable.
sert bir şey olduğunu farz edelim.
03:53
Let's look at why they go so well together,
Birbirleriyle neden bu kadar uyumlu olduğuna bakalım;
03:56
the novel and jealousy, jealousy and Proust.
romanın ve kıskançlığın, kıskançlığın ve Proust'un.
Kıskançlık kadar bâriz, insanın, arzuların,
engellerin içine işleyen bir şey,
04:00
Is it something as obvious as that jealousy,
04:03
which boils down into person, desire, impediment,
som, hikâye tarzında bir temel midir?
04:06
is such a solid narrative foundation?
Bilmiyorum. Sanırım insanın kemiklerine işleyen bir şey.
04:11
I don't know. I think it cuts very close to the bone,
Çünkü, kıskançlık hissettiğimizde neler olduğunu düşünün.
04:14
because let's think about what happens
04:16
when we feel jealous.
Kıskançlık hissettiğimizde, kendimize bir hikâye anlatırız.
04:17
When we feel jealous, we tell ourselves a story.
04:21
We tell ourselves a story about other people's lives,
Kendimize, başka insanların hayatları hakkında bir hikâye anlatırız
04:26
and these stories make us feel terrible
ve bu hikâyeler bize berbat hissettirir.
Çünkü kötü hissettirme amacıyla yapılmışlardır.
04:28
because they're designed to make us feel terrible.
04:31
As the teller of the tale and the audience,
Masalın anlatıcısı ve dinleyicisi olarak,
ne tür ayrıntıyı ilave edeceğimizi çok iyi biliriz.
04:33
we know just what details to include,
04:35
to dig that knife in. Right?
Böylece bıçağı saplayabiliriz, değil mi?
Kıskançlık, hepimizi amatör roman yazarı yapar.
04:39
Jealousy makes us all amateur novelists,
Bu, Proust'un anladığı bir şey.
04:42
and this is something Proust understood.
04:44
In the first volume, Swann's Way,
Birinci ciltte, Swann'ların Tarafı, kitap dizisinde
04:47
the series of books,
04:49
Swann, one of the main characters,
Swann, ana karakterlerden bir tanesi,
04:51
is thinking very fondly of his mistress
metresinden sevgi dolu söz ediyor,
04:54
and how great she is in bed,
yatakta ne kadar iyi olduğundan bahsediyor.
04:56
and suddenly, in the course of a few sentences,
Fakat birden, birkaç cümle içinde,
04:59
and these are Proustian sentences,
ki bunlar tam anlamıyla Proust
cümleleri ve nehirler kadar uzunlar,
05:01
so they're long as rivers,
05:02
but in the course of a few sentences,
fakat birkaç cümle içinde
05:04
he suddenly recoils and he realizes,
birden geri çekilir ve farkına varır;
05:07
"Hang on, everything I love about this woman,
"Dur bir dakika, bu kadında sevdiğim her şeyi,
05:10
somebody else would love about this woman.
bir başkası da seviyor olabilir.
05:14
Everything that she does that gives me pleasure
Bana zevk veren, yaptığı her şey,
05:17
could be giving somebody else pleasure,
bir başkasına da zevk veriyor olabilir, belki de tam şu anda."
05:19
maybe right about now."
İşte bu kendisine anlatmaya başladığı hikâye.
05:21
And this is the story he starts to tell himself,
Sonrasında, Proust şöyle yazıyor;
05:24
and from then on, Proust writes that
Swann, metresinde tespit ettiği her yeni cazibeye karşılık,
05:26
every fresh charm Swann detects in his mistress,
'şahsi işkence odasındaki enstrüman
koleksiyonu'na bir yenisini ekledi.
05:29
he adds to his "collection of instruments
05:31
in his private torture chamber."
05:35
Now Swann and Proust, we have to admit,
Şimdi, Swann ve Proust'un, kabul etmeliyiz ki,
kıskançlıkta adları çıkmış.
05:37
were notoriously jealous.
Biliyorsunuz, eğer Proust'tan ayrılmak istiyorlarsa,
05:39
You know, Proust's boyfriends would have to leave
erkek arkadaşlarının ülkeyi terk etmeleri gerekirdi.
05:41
the country if they wanted to break up with him.
Fakat, meşakkatini kabul etmek için bu kadar
kıskanç olmaya gerek yok, değil mi?
05:43
But you don't have to be that jealous
05:46
to concede that it's hard work. Right?
Kıskançlık, yorucudur.
05:49
Jealousy is exhausting.
Aç bir duygudur. Beslenmesi gerekir.
05:51
It's a hungry emotion. It must be fed.
05:54
And what does jealousy like?
Peki kıskançlık neyi sever?
05:56
Jealousy likes information.
Kıskançlık, bilgiyi sever.
05:59
Jealousy likes details.
Kıskançlık, detayları sever.
06:02
Jealousy likes the vast quantities of shiny hair,
Kıskançlık, gür ve parlak saçları sever.
Küçük ve şirin kalemliği...
06:05
the cute little pencil case.
06:07
Jealousy likes photos.
Kıskançlık, fotoğrafları sever.
Bu yüzden Instagram bu kadar ünlendi.
06:09
That's why Instagram is such a hit. (Laughter)
06:12
Proust actually links the language of scholarship and jealousy.
Proust aslında, bilgelik dilini ve kıskançlığı birbirine bağlıyor.
Swann, kıskançlık sancılarındayken ve
06:16
When Swann is in his jealous throes,
aniden kapı dinlemeye ve metresinin
hizmetçilerine rüşvet vermeye başlamışken
06:19
and suddenly he's listening at doorways
06:21
and bribing his mistress' servants,
bu davranışlarını savunuyor da.
06:23
he defends these behaviors.
Diyor ki; "Biliyorum, bak, bunların itici olduğunu düşünüyorsun,
06:24
He says, "You know, look, I know you think this is repugnant,
fakat bunun eski bir yazıtı yorumlamaktan
06:27
but it is no different
06:29
from interpreting an ancient text
ya da bir anıtı incelemekten farkı yok.
06:31
or looking at a monument."
Diyor ki; "Bunlar, gerçek zeka değeri olan bilimsel araştırmalar."
06:33
He says, "They are scientific investigations
06:35
with real intellectual value."
Prous'un bize göstermeye çalıştığı,
06:38
Proust is trying to show us that jealousy
kıskançlığın tahammül edilemez olduğu ve bizi absürt gösterdiği.
06:40
feels intolerable and makes us look absurd,
Fakat bu, bir çıkmaz olduğu kadar, bilgiyi arama yoludur da.
06:43
but it is, at its crux, a quest for knowledge,
Gerçeği arama, acı gerçeği...
06:48
a quest for truth, painful truth,
Aslında Proust'un kaygısı,
06:51
and actually, where Proust is concerned,
gerçek ne kadar acı olursa, o kadar iyidir.
06:53
the more painful the truth, the better.
Keder, küçük düşme, kayıp:
06:56
Grief, humiliation, loss:
Bunlar, bilgeliğe çıkan caddelerdir, Proust için.
07:01
These were the avenues to wisdom for Proust.
Der ki; " İhtiyaç duyduğumuz, bize acı çektiren bir kadın,
07:04
He says, "A woman whom we need,
07:08
who makes us suffer, elicits from us
ilgimizi çeken dahî bir erkeğin yapabileceğinden çok daha fazla
07:11
a gamut of feelings far more profound and vital
derin ve hayati, bir dizi duyguyu ortaya çıkarır bizde."
07:14
than a man of genius who interests us."
Gidip zalim bir kadın mı bulmamızı istiyor dersiniz?
07:18
Is he telling us to just go and find cruel women?
Hayır, sanırım söylemek istediği şey;
07:21
No. I think he's trying to say
07:24
that jealousy reveals us to ourselves.
kıskançlığın bize, kendimizi gösterdiği.
07:27
And does any other emotion crack us open
Peki, bir başka duygu bize, kendimizi bu denli açar mı?
07:30
in this particular way?
Başka bir duygu, saldırganlığımızı,
07:32
Does any other emotion reveal to us
07:34
our aggression and our hideous ambition
çirkin ihtiraslarımızı ve öz adlandırmamızı açığa çıkarabilir mi?
07:37
and our entitlement?
Başka bir duygu bize, böylesine özgün bir
yoğunlukla bakmayı öğretebilir mi?
07:40
Does any other emotion teach us to look
07:42
with such peculiar intensity?
07:46
Freud would write about this later.
Freud, sonraları tüm bunlar hakkında yazdı.
Bir gün, karısı tarafından aldatıldığı fikriyle kendisini tüketmiş
07:48
One day, Freud was visited
07:50
by this very anxious young man who was consumed
çok endişeli bir adam Freud'a gelir.
07:52
with the thought of his wife cheating on him.
Freud der ki, bu adamla ilgili garip bir şey var,
07:55
And Freud says, it's something strange about this guy,
07:57
because he's not looking at what his wife is doing.
karısının ne yaptığına gidip bakmıyor bile.
07:59
Because she's blameless; everybody knows it.
Çünkü kadın suçsuz, herkes biliyor.
08:01
The poor creature is just
Zavallı kadın, şüphe altında, hem de sebepsiz yere.
08:02
under suspicion for no cause.
Freud, karısının farkında olmadan yaptığı şeyleri arar.
08:04
But he's looking for things that his wife is doing
08:07
without noticing, unintentional behaviors.
İstemeden sergilediği davranışları.
08:10
Is she smiling too brightly here,
Burada çok mu gülümsedi?
08:12
or did she accidentally brush up against a man there?
Şurada, geçerken yanlışlıkla adamın birine mi değdi?
08:15
[Freud] says that the man is becoming
Freud der ki, adam, karısının
bilinçaltına bekçilik etmeye başlamıştır.
08:18
the custodian of his wife's unconscious.
Roman, bu noktada çok iyidir.
08:22
The novel is very good on this point.
Roman, bize şunu çok iyi açıklar;
08:24
The novel is very good at describing how jealousy
kıskançlık, bizi yoğunlukla bakmaya iter, doğrulukla değil.
08:27
trains us to look with intensity but not accuracy.
Aslında, ne kadar şiddetle kıskanırsak
08:31
In fact, the more intensely jealous we are,
o kadar çok hayal gücünün sakini olmaya başlıyoruz.
08:35
the more we become residents of fantasy.
İşte bu yüzdendir ki, sanıyorum, kıskançlık bizleri
08:38
And this is why, I think, jealousy doesn't
sadece şiddet içeren ya da
yasadışı şeyler yapmaya kışkırtmıyor.
08:41
just provoke us to do violent things
08:43
or illegal things.
Aynı zamanda bizleri, müthiş yaratıcı olmaya da teşvik ediyor.
08:45
Jealousy prompts us to behave in ways
08:48
that are wildly inventive.
Şimdi, sekiz yaşımdaki halimi düşünüyorum, kabul ediyorum,
08:50
Now I'm thinking of myself at eight, I concede,
ama aynı zamanda haberlerde duyduğum şu olayı düşünüyorum.
08:52
but I'm also thinking of this story I heard on the news.
52 yaşında Michigan'lı bir kadın,
08:56
A 52-year-old Michigan woman was caught
sahte bir Facebook hesabı açmaktan yakalandı.
09:00
creating a fake Facebook account
Bu hesaptan çok aşağılayıcı ve çirkin mesajlar gönderiyormuş,
09:03
from which she sent vile, hideous messages
09:07
to herself for a year.
hem de kendisine, tam bir yıldır.
Tam bir yıl, bir yıl.
09:11
For a year. A year.
09:13
And she was trying to frame
Yapmaya çalıştığı şey,
09:15
her ex-boyfriend's new girlfriend,
eski erkek arkadaşının kız arkadaşına çamur atmakmış.
09:17
and I have to confess when I heard this,
İtiraf etmeliyim ki bunu duyduğumda,
tepkim; hayranlık duymak oldu.
09:21
I just reacted with admiration.
09:23
(Laughter)
Çünkü, yani, gerçekçi olalım.
09:24
Because, I mean, let's be real.
Ne muazzam, gerçi yanlış yönlendirilmiş bir yaratıcılık, değil mi?
09:27
What immense, if misplaced, creativity. Right?
Bu sanki romandan alıntı bir şey.
09:31
This is something from a novel.
Sanki Patricia Highsmith romanından alınmış.
09:34
This is something from a Patricia Highsmith novel.
Highsmith, benim özellikle favorim.
09:37
Now Highsmith is a particular favorite of mine.
Amerikan edebiyatının oldukça zeki ve tuhaf kadını.
09:39
She is the very brilliant and bizarre woman of American letters.
'Trendeki Yabancılar' ve 'Yetenekli Bay Ripley'in yazarıdır.
09:43
She's the author of "Strangers on a Train"
09:45
and "The Talented Mr. Ripley,"
09:47
books that are all about how jealousy,
Bu kitaplar, kıskançlığın akıllarımızı nasıl sersemlettiğini anlatıyor.
09:51
it muddles our minds,
09:52
and once we're in the sphere, in that realm of jealousy,
Bir kez bu alana girdik mi, bu kıskançlık hükümdarlığına,
09:55
the membrane between what is and what could be
olan ile olabilecek olan arasındaki ince zar, bir anda delinebilir.
10:01
can be pierced in an instant.
Tom Ripley'e bakın, onun en ünlü karakteri.
10:04
Take Tom Ripley, her most famous character.
Tom Ripley, sizi ya da sahip olduklarınızı istemekten öteye gidip
10:06
Now, Tom Ripley goes from wanting you
10:09
or wanting what you have
siz olmayı ve bir zamanlar sahip olduklarınızın hepsini istiyor.
10:11
to being you and having what you once had,
10:14
and you're under the floorboards,
Siz yerin altındayken, adınızı kullanıyor,
10:16
he's answering to your name,
yüzüklerinizi takıyor, banka hesabınızı boşaltıyor.
10:17
he's wearing your rings,
10:19
emptying your bank account.
Bu bir yol tabii.
10:21
That's one way to go.
Peki biz ne yaparız? Tom Ripley'in seçtiği yoldan gidemeyiz.
10:23
But what do we do? We can't go the Tom Ripley route.
Dünyadaki herkese 'D' veremem ya.
10:27
I can't give the world D's,
Ne kadar çok istesem de, kimi zaman...
10:29
as much as I would really like to, some days.
Çok yazık, çünkü hasetle dolu bir zamanda yaşıyoruz.
10:32
And it's a pity, because we live in envious times.
Kıskançlıkla dolu bir zamanda yaşıyoruz.
10:35
We live in jealous times.
Yani, hepimiz sosyal medya vatandaşıyız, değil mi?
10:38
I mean, we're all good citizens of social media,
10:40
aren't we, where the currency is envy?
Para biriminin haset olduğu ortam.
Peki, roman bize bir çıkış yolu gösteriyor mu? Emin değilim.
10:43
Does the novel show us a way out? I'm not sure.
O halde, gelin karakterlerin emin olmadıklarında yaptıklarını yapalım,
10:48
So let's do what characters always do when they're not sure,
gizemin etkisi altında olduklarında yaptıklarını.
10:51
when they are in possession of a mystery.
Gelin, 221B Baker Sokağına gidelim
10:53
Let's go to 221B Baker Street
ve Sherlock Holmes'u soralım.
10:56
and ask for Sherlock Holmes.
10:58
When people think of Holmes,
İnsanlar Holmes'u düşündüğünde
akıllarına, intikamcı düşman
Profesör Moriarty gelir, değil mi?
11:00
they think of his nemesis being Professor Moriarty,
11:03
right, this criminal mastermind.
Hani şu, dâhi suçlu.
Fakat ben hep dedektif Lestrade'i tercih etmişimdir.
11:06
But I've always preferred [Inspector] Lestrade,
Hani şu, fare suratlı, Scotland Yard müfettişi.
11:08
who is the rat-faced head of Scotland Yard
Holmes'a feci şekilde ihtiyacı vardır,
11:11
who needs Holmes desperately,
onun dehasına, ama aynı zamanda ona içerlemektedir.
11:13
needs Holmes' genius, but resents him.
Ah, bana çok tanıdık geliyor.
11:15
Oh, it's so familiar to me.
Lestrade, onun yardımına ihtiyaç duyar, ona içerler
11:17
So Lestrade needs his help, resents him,
ve biraz da gizemin yarattığı sıkıntı kendisini kudurtur.
11:21
and sort of seethes with bitterness over the course of the mysteries.
Fakat birlikte çalıştıkça, bir şeyler değişir
11:24
But as they work together, something starts to change,
ve sonunda, 'Altı Napolyon'un Esrarı'nda,
11:28
and finally in "The Adventure of the Six Napoleons,"
Holmes gelip, olayı çözerek herkesi büyüleyince,
11:31
once Holmes comes in, dazzles everybody with his solution,
Lestrade, Holmes'a döner ve der ki;
11:35
Lestrade turns to Holmes and he says,
"Sizi kıskanmıyoruz Bay Holmes.
11:38
"We're not jealous of you, Mr. Holmes.
Sizinle gurur duyuyoruz."
11:43
We're proud of you."
Bir de, Scotland Yard'da Sherlock
Holmes'un elini sıkmak istemeyen
11:46
And he says that there's not a man at Scotland Yard
11:48
who wouldn't want to shake Sherlock Holmes' hand.
bir kişi bile olmadığını söyler.
Bu, Holmes'un etkilendiğini gördüğümüz nadir anlardan birisi
11:51
It's one of the few times we see Holmes moved
11:54
in the mysteries, and I find it very moving,
ve ben bunu oldukça dokunaklı buluyorum, bu küçük sahneyi.
11:56
this little scene, but it's also mysterious, right?
Fakat bu, aynı zamanda gizemli, değil mi?
Sanki kıskançlığı
11:59
It seems to treat jealousy
duygu değil de, geometri problemiymiş gibi görmek.
12:01
as a problem of geometry, not emotion.
Yani, bir bakıyorsunuz Holmes, Lestrade'ın karşı tarafında.
12:04
You know, one minute Holmes is on the other side from Lestrade.
Dönüp tekrar baktığınızda ikisi aynı taraftalar.
12:06
The next minute they're on the same side.
Birden Lestrade, hep içerlediği bu zekâya
12:08
Suddenly, Lestrade is letting himself
12:10
admire this mind that he's resented.
hayranlık duymaya başlıyor.
Bu kadar basit olabilir mi ki?
12:13
Could it be so simple though?
Ya kıskançlık, gerçekten de geometri meselesiyse?
12:15
What if jealousy really is a matter of geometry,
İlişkilerimizde, kendimize nerede durma izini verdiğimizle ilgiliyse?
12:18
just a matter of where we allow ourselves to stand
12:22
in relation to another?
Belki de o zaman, başkalarının mükemmeliyetine içerleme gereği duymazdık.
12:24
Well, maybe then we wouldn't have to resent
12:26
somebody's excellence.
Kendimizi onunla aynı hizaya sokardık.
12:28
We could align ourselves with it.
Fakat ben, acil eylem planlarını severim.
12:31
But I like contingency plans.
Yani, bunun gerçekleşmesini beklerken
12:33
So while we wait for that to happen,
teselli için kurgunun olduğunu hatırlayalım.
12:36
let us remember that we have fiction for consolation.
Kurgu, başlı başına kıskançlığın sır perdesini aralıyor,
12:38
Fiction alone demystifies jealousy.
onu uygarlaştırıyor ve yemek masasına davet ediyor.
12:41
Fiction alone domesticates it,
12:43
invites it to the table.
Bakın kimleri bir araya getiriyor;
12:45
And look who it gathers:
tatlı Lestrade, korkunç Tom Ripley,
12:47
sweet Lestrade, terrifying Tom Ripley,
çılgın Swann ve Marcel Proust'un ta kendisi...
12:51
crazy Swann, Marcel Proust himself.
Bizimki mükemmel bir arkadaşlık.
12:55
We are in excellent company.
Teşekkür ederim.
12:57
Thank you.
12:59
(Applause)
Translated by Emre Kocahan
Reviewed by Ramazan Şen

▲Back to top

About the speaker:

Parul Sehgal - Literary critic
Parul Sehgal is an editor for "The New York Times Book Review."

Why you should listen

"No scorn, no condescension. We read first for distraction then consolation then for company. And finally to be worthy of the company we kept," writes literary critic Parul Sehgal, whose reviews are as delicious and delightful as the books themselves. Sehgal is an editor at The New York Times Book Review. Previously the Books Editor at NPR.org and the Senior Editor at Publisher's Weekly, Sehgal is the recipient of the 2010 Nona Balakian Citation for Excellence in Reviewing and the 2008 Pan African Literary Forum’s OneWorld Prize for fiction. She lives in New York City.

More profile about the speaker
Parul Sehgal | Speaker | TED.com